5. Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları Kongresi"

Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği (LLMBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, bağırsaklara iyi gelen, mideyi rahatlatan bitkiler bulunduğuna işaret ederek, "Ancak kanser tedavisi son derece kompleks ve karmaşık bir durum.

Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği (LLMBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, bağırsaklara iyi gelen, mideyi rahatlatan bitkiler bulunduğuna işaret ederek, "Ancak kanser tedavisi son derece kompleks ve karmaşık bir durum. Bir bitki mucizesi henüz yok." dedi.

Prof. Dr. Özcan, dernek tarafından ATO Congresium'da yapılan "5. Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları Kongresi" çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, hematolojinin en kötü, sert hastalıklarından biri olan ve erişkinlerde sık görülen Akut Miyeloblastik Löseminin (AML) tedavisine ilişkin bir ilacın bulunduğunu söyledi.

Bu ilacın AML hastalığında standart tedaviye eklendiğinde tedavi başarısını artırdığını ifade eden Prof. Dr. Özcan, ilacın FLT geninde mutasyonu olan AML hastalarının yaklaşık yüzde 20-25'inde kullanılabildiğini kaydetti.

LLMBİR Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Doç. Dr. Selami Koçak Toprak ise kanser tedavisinde biyoteknolojik ilaçlara değinerek, yeni ilaçlarla tedavi başarısının arttığına dikkat çekti.

Ancak bu ilaçların pahalı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Toprak, ABD'de bir kanser tedavisinin yıllık maliyetinin 2000'li yıllardan önce 10 bin dolar olduğunu, 2005'te 30-50 bin dolara çıktığını, bugün ise yeni ilaçlarla bu rakamın 100 bin doları geçtiğini söyledi.

İlaç firmalarının maliyet konusunda çalışmalarını artırmalarını gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Toprak, "Bu fiyat konusuna mümkün olduğu kadar, yapabilecekleri kadar dikkat etmeliler. Sağlık otoritesi de dahil olmak üzere tüm paydaşlar maliyet konusunda çalışmalı. Bu yeni akıllı ilaçların uygun hastalara doğru zamanda ulaşabilmesini yerine getirme mecburiyetindeler." dedi.

LLMBİR Yönetim Kurulu Saymanı Selma Ulusoy da, obezite ile kanser riski arasında oldukça kuvvetli ilişkiler tanımlandığını ifade etti.

Ulusoy, obezitenin neden olduğu, erkeklerde hayatı tehdit eden, en sık görülen 10 kanser türünü "karaciğer, pankreas, mide, yemek borusu, kalın bağırsak, safra kesesi, multipl miyelom, böbrek, hodgkin dışı lenfoma ve prostat kanseri" olarak sıraladı.

Kadınlarda ise obezite ile ilişkisi olan 12 kanser türünün "rahim, böbrek, rahim ağzı, pankreas, yemek borusu, safra kesesi, meme, hodgkin dışı lenfoma, karaciğer, yumurtalık, kalın bağırsak ve multipl miyelom" olduğunu belirten Ulusoy, obeziteden korunma ve egzersizin, kanserden korunma yolları arasında yer aldığını söyledi.

"Kantaron otu hastaların kan düzeyini azaltabiliyor"

LLMBİR Yönetim Kurulu Üyesi Yard. Doç. Dr. Ertuğrul Akçaoğlu, tüm kanserlerde olduğu gibi kan kanserlerinde de alternatif adı altında sunulan "ot" ve "çöp"lerin hastalığı iyileştirmediği gibi zarar verme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Aternatif tıbbın temsilcilerinin, modern tıbbın ilaçlarını sentetik, kendi ürünlerini "doğal" diye lanse ettiklerini ifade eden Akçaoğlu, doğada var olan ve geleneksel olarak kullanılan bazı bitkilerin kanser ilaçlarının etkinliğini azaltabildiğini kaydetti.

Akçaoğlu, şunları söyledi:

"Örneğin depresyon için önerilen sarı kantaron otu kanser hastalarında kullanıldığında tedavi sürecinde hastaların kan düzeyini belirgin şekilde azaltabiliyor. Bir başka bitki olan kaya koruğu ise ciddi karaciğer hasarına neden olabiliyor. Vitaminler dahi eğer gereksiz ya da çok yüksek dozda kullanılırsa fayda yerine zarar verebiliyorlar. Zaman zaman aldığımız C vitamini eğer çok yüksek dozda kullanılırsa hücre çekirdeğinin genetik yapısına zarar verebiliyor. Kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapinin etsini de azaltabiliyor. Alternatif tedavi yöntemleri karaciğer ve böbrek yetmezliği başta olmak üzere organlarımıza da zarar verebiliyor, iflasına yol açabiliyor.

Kan kanserleri bitkilerle, otlarla, çöplerle, sularla tedavi edilemez. Keşke edilebilseydi ama bu mümkün değil. Bunları kanser hastalarına önerenler açıkçası kanser hastaları üzerinden para kazanmak isteyen umut tacirleri. Bu çok iyi bilinmeli ve anlatılmalı."

Akçaoğlu, alternatif tıp ve bu çerçevedeki ek gıdaların, ek ürünlerin lösemi, lenfoma, miyelom hastalarının tedavisinde fayda sağlamadıkları gibi çok ciddi risklere ve tehlikelere kapı açtığını söyledi.

"Bir bitki mucizesi henüz yok"

Basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını cevaplayan Prof. Dr. Özcan, son günlerde "zerdeçal" bitkisinin gündemde olduğu ve bazı onkologların da bununla ilgili destekleyici açıklamalar yaptığını hatırlatması üzerine, bazı bitkilerin vücutta birtakım biyolojik etkileri olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Özcan, şunları kaydetti:

"Elbette bağırsaklara iyi gelen, mideyi rahatlatan bitkiler var. Ancak kanser tedavisi son derece kompleks ve karmaşık bir durum. Bir bitki mucizesi henüz yok. Kanser riskleri açısından dünyayı ne kadar mükemmel hale getirseniz, tutun ki bildiğiniz bütün kanser risklerini yok ettiniz, kanseri önlemeniz mümkün değil.

Akciğer kanserinin çok az bir bölümü sigarayla ilişkili, geri kalanı kötü şans. Hücre bölünmesi sırasında oluşan bir hata. 'Adam sağlıklı beslenirdi, boya da yapmazdı sigara da içmezdi, pankreas kanseri oldu.' Daha öğrenmemiz gereken çok şey var."

Kanser hastalarına da egzersiz önerilip önerilmediğine ilişkin bir soru üzerine ise Doç. Dr. Toprak, şunları söyledi:

"Özellikle kan kanseri olanların da egzersiz ve yürüyüş yapmasını öneriyoruz. Kalp ve akciğer kapasitelerini artırıyor, kas kuvvetini yitirmelerini engelliyor. Bunlar yapılan çalışmalarla kanıtlanmış. Tabii koşmaları, kendilerini yıpratmaları değil. Kemoterapi süreçlerimiz var. Hastaya 21 günde bir tedavi veriyoruz, onun dışında eve gönderiyoruz. Kendisini iyi hissettiğinde, hücreleri çıkmış olduğunda bu tatlı yürüyüşlerini yapmasının tedaviyi rahat atlatması için faydası var. Aynı zamanda psikolojik etkisi de var. Öneriyoruz."