Depresyon Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?

Depresyona giren kişi ne kadar iradeli olursa olsun, ne kadar isterse istesin beynine söz geçiremez. İyileşmeyi en çok kendisi istediği halde bu elinden gelmez. Bu nedenle depresyondaki bir hastaya yapılacak en kötü telkin 'takma kafana' demektir.

Bugün için depresyona yatkın bir kişilik yapısından söz etmek güç. Ancak bazı durumlarda depresyona daha sık rastlanıyor. Örneğin kadınların depresyona girme ihtimali erkeklerden çok daha fazla. Diyabet, kanser hastalarında depresyon görülme ihtimali gene çok yüksek. Özellikle kalp, şeker gibi kronik bir rahatsızlığı olanlarda depresyonun tanınması ve tedavisi çok önemli, ihmal edilen depresyonlarda kronik hastalıkların tedavisi çok daha zor oluyor. Yine yaşlılarda kayıpların artmasıyla birlikte depresyon görülme oranı artıyor.

Eskiye kıyasla psikiyatriye başvuran depresyon hastalarının sayısı tabii ki artıyor. Özellikle bana ‘deli’ derler tabusu büyük oranda azaldı. Ama hâlâ insanlar ‘depresyondan çıkmak insanın kendi elinde’ düşüncesiyle doktora başvurmayı reddediyor. Halbuki depresyon, beynin iradi olarak karar veren kısmıyla ilgili değil, duyguların yönetildiği bölgenin hastalığıdır. Normal insanda akılcı beyinle duygusal beyin arasında ritmik bir ahenk vardır.

Ama depresyon ortaya çıkınca bu ahenk bozulur, kişide duygusal beyinin hakimiyeti ön plana çıkar. Kişi artık ne kadar isterse istesin, ne kadar iradeli olursa olsun duygusal beynine söz geçiremez. İyileşmeyi en çok kendisi istediği halde bu elinden gelmez. Bu nedenle depresyondaki bir hastaya yapılacak en kötü telkin ‘Takma kafana’ demektir. Hasta da kafasına takmaması gerektiğini herkesten daha çok bilir ve ister ama yapamaz.

Depresyonun ilk başlangıcı genellikle 20, 30 ve 40'lı yaşlara rastlar. Ancak son yıllarda 3-5 gibi çok küçük yaşlarda bile depresyona rastlayabiliyoruz.

En başta hastanın yaşam kalitesini düşürür, iş, aile, sosyal hayat, eğitim alanlarında ciddi sorunlar ortaya çıkar. Depresyondaki bireylerin girişkenliği azalır, konsantrasyonları bozulur, tahammülsüzlük ve buna bağlı ani öfkelenmeler görülür.

Bütün bu belirtiler iş yaşamını derinden etkiler. Sabahleyin yorgun ve bıkkın şekilde işe gelen, verimliliği ileri derecede, azalmış, çevresiyle iletişimi bozulan çalışanın bir süre sonra işini kaybetme tehlikesi ortaya çıkar. Zaten depresyon nedeniyle gelecek kaygısı yaşayan kişi bir de gerçek anlamda işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelince beklentileri ve umutları daha da fazla azalır.

Özellikle tehlikeli işlerde çalışan veya araba kullanan insanlarda depresyonun tanınması ve tedavisi daha bir önem kazanır. Dikkatsizlik, dalgınlık, hayattan soğuma iş kazalarına veya trafik kazalarına neden olabilir. Keza aynı şekilde aile içi ilişkiler de yıpranır.

Cinsel hayat hem erkeklerde hem de kadınlarda ciddi şekilde bozulur. Kadınlarda cinsel isteksizlik, orgazm güçlüğü yaşanır. Yine erkeklerde cinsel ilgide azalma ve ereksiyon güçlüğü görülür. Bu arada depresyon aile içi tartışmalara, kavgalara da neden olur. Hoşgörü çok azalır. Basit bir ilaçla tedavi edilebilecek bir durum bazen bir ailenin çökmesine bile neden olabilir.

Prof. Dr. Mert Savrun

İlgili Sağlık Konuları